top of page

Kulakları Açmak | Odyoloji Uzmanıyla Derinlemesine Sohbetler



Yağmur TAMBOVA: İşitme kayıplı bir bireye yaklaşımımız nasıl olmalıdır?


Meral Didem TÜRKYILMAZ: İşitme kayıplı birey çocuk ya da yetişkin aslında çok fark etmiyor, temel odyolojik testleri yapıyoruz. Zaten temel odyolojik testler dediğimizde saf ses işitme testleri, konuşma testleri; ardından orta kulağın durumunu değerlendiren immitansmetri değerlendirmeleri yapıyoruz ama karşımızdaki hastanın yaşına, bilişsel durumuna, ek engelinin durumuna göre testler değişebiliyor. Yani bireye özgü testleri yapmaya çalışıyoruz ya da hastayı testlere klinik standartların dışına çıkmayacak şekilde adapte etmeye çalışıyoruz. Örneğin konuşma testlerinde, mesela bir bebek veya bazen daha büyük bir çocuk oluyor ama teste motive olamıyorlar, teste adaptasyonları sağlanamıyor. O zaman kulaklık takarak yaptığımız konuşma testlerini yapamıyoruz ama hoparlörden vererek onun sevdiği isimleri söyleyerek sevdiği oyuncakları söyleyerek “O nerede?”, “Hadi bana bunu göster.”, “Kırmızı oyuncağı annene ver.” gibi soru cevap şeklinde ilerlemeye çalışıyoruz. Yani tamamen hastanın durumuna göre testler ilerliyor ama klinik standartların dışına çıkmadan adapte etmemiz gerekiyor. Temel odyolojik testleri yaptıktan sonra eğer hala tanı koyamıyorsak ya da bizi rahatsız eden herhangi bir şey varsa ek testlere geçiyoruz, ayırıcı tanı testlerine geçiyoruz ya da ilgili diğer bölümlere konsülte ediyoruz. Onun dışında hastaya bu temel testleri yaptıktan sonra, diğer ilgili bölümlere konsülte ettikten sonra ya da ek testlerini yaptıktan sonra ben mutlaka tekrardan hastayı kontrole çağırıyorum. Tüm test sonuçlarıyla beraber yorumlayıp ne yapacağımıza karar veriyoruz. 


Azra SİVARİ: Hastaların cihaz kullanmak ile ilgili yaşadıkları en büyük kaygılardan biri toplumdan ayrışma ihtimalleri, bunu önlemek için neler yapılabilir? Bu bakış açısının değiştirmek için sağlık öğrencileri olarak bizler neler yapabiliriz?


Meral Didem TÜRKYILMAZ: İşitme cihazı kullanan hastaların en büyük problemi beklentileri ve memnuniyetleri arasındaki uçurum. Yani hastanın beklentisi ne, onu çok iyi değerlendirmek lazım. Belki bu iyi bir eğitim olarak verilmiyor. Yani hasta iyi duymak mı istiyor, gürültüyü mü duymak istemiyor, kendi sesini mi daha rahat duymak istiyor gibi şeyleri çok iyi değerlendirmemiz lazım. Memnuniyet de çok değişkenli bir süreç, hastanın bazen beklentisini karşılamış oluyorsunuz ama hasta hala memnun değil bir şeylerden. Ya da hastaya bakıyorsunuz, gerçek kulak ölçümünü uyguluyorsunuz ve her şey uygun; gürültüde ayırt etme testlerini uyguluyorsunuz, cihazla beraber çok iyi tekrarlıyor sizi gürültüde ancak memnun değil. Ya da tam tersi de olabiliyor, hasta memnun ama bakıyorsunuz ki testler bunu göstermiyor. İşitme eşikleri çakışmamış, gerçek kulak ölçümü çakışmamış, gürültüde ayırt etme performansı çok kötü ama hasta bu cihazdan memnun. 

Peki böyle olunca ne yapmanız lazım? Hastanın beklentilerini bir kere çok iyi değerlendirmeniz lazım. Hasta niçin geliyor size? İşitme kaybıyla mı geliyor yoksa işitme kaybının yarattığı diğer problemlerden mi kurtulmak istiyor? Çınlamadan mı kurtulmak istiyor, yüksek sesten duyduğu rahatsızlıktan mı kurtulmak istiyor yoksa tamamen çok klasik anlamda daha mı rahat duymak istiyor, buna çok iyi karar vermek lazım. Bu iki beklenti ile memnuniyet arasındaki uçurumu olabildiğince azaltmak lazım. Bu da tamamen odyologun görevi. Hastayı iyi değerlendirecek, hastayı iyi tanıyacak. 

Bu konuda sizler neler yapabilirsiniz? Çok güzel afişler hazırlayabilirsiniz. Biz de dernek olarak bir şey hazırlayacağız. Örneğin işitme kaybının görünmeyen yönleri nelerdir sembolik olarak gösterilebilir, yazılar çok sıkıcıdır. İşitme kaybı için farklı semboller kullanabilirsiniz. Mesela aklıma şu an geldi, tinnitus bir zil işareti ile gösterilebilir ardından da çınlama yazılabilir, gürültü için kulaklarını kapatan biri kullanılabilir gibi. İşitme kaybının bilinmeyen ya da görülmeyen yönleri deyip bununla ilgili afişler hazırlayabilirsiniz.  Sokak röportajları yapabilirsiniz Uluslararası İşitme Engelliler Haftası gibi belirli günlerde. Onun dışında işitme cihazları hakkında doğru bilinen yanlışlar veya yanlış bilinen doğrulardan bahsedebilirsiniz. Her iki zıt kavramı da kullanın çünkü bizler her ikisini de görüyoruz. Bu tarzda toplumu bilinçlendirmeye yönelik, kendinizi bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar yapabilirsiniz. 


Yağmur TAMBOVA: Bununla alakalı ek bir şey soracağım, işitme cihazı kullanacak kişiler için tabii ki süreç önce hastanede, klinikte başlıyor ama daha sonra işitme cihazı merkezlerine gittiklerinde biraz daha farklı bir tablo ile karşılaşabiliyorlar. En azından benim gördüğüm kadarıyla, tabii siz daha iyi bilirsiniz. Peki bununla alakalı nasıl bir önlem alınabilir, orada gördükleri tepkiler veya orada nasıl davranmaları gerektiği konusunda?


Meral Didem TÜRKYILMAZ: Evet, o işin en kötü tarafı ne yazık ki. KBB hekimleri de bazen odyologa gitmeden hastalara cihaz verebiliyorlar bence zaten en problemli hasta grubu onlar. Hastanın cihaz adaptasyonu yapılmamış, herhangi bir cihaz takibi yok, hasta cihaz taktığında nasıl duyacağını bile bilmiyor ve çok farklı firmalara gidebiliyor. Hasta cihazı bile denememişken bir REM çıktısı ile hastayı yönlendiriyorlar, ondan sonra cihazı almaya yönlendiriyorlar. Bu kargaşanın önlenebilmesi çok zor ama eğer üniversite hastanesindeysen veya devlet hastanesindeysen hekimle beraber çalışıp ona “Hocam hastamız geldi, şu testi yaptım, gürültüde ayırt etme testini yaptım.” şeklinde bir yaklaşım izleyebilirsiniz. 

Bulunduğunuz her yerde de cihaz testi yapılmıyor ama mesela üniversite hastanelerinde yapılıyor. Bizler üniversite hastanelerinde mutlaka cihaz deniyoruz, mutlaka bir gürültüde ayırt etme programı uyguluyoruz. Örneğin hastayı yürütüyoruz, sesleri nasıl duyuyorsunuz diye soruyoruz ve hastanın hangi model bir cihaza ihtiyacı olduğunu tespit ediyoruz. Frekans ayarlamalı mı, FM modülasyonu mu var, çok kanallı mı, tek kanalı mı, dinamik mi?.. Bunların hepsini deneyerek nasıl bir cihaz olması gerektiğini yazıyoruz ama asla model ve marka belirtmiyoruz. Hastanın ihtiyacı olan şeyi belirlemeye çalışıyoruz ama bu her zaman olmuyor. Bulunduğunuz devlet hastanesinde cihaz denemeye yönelik hiçbir şey yoksa mecburen yazıp göndereceksiniz. Ama bir odyolog olarak ne yapabilirsiniz, işitme testini yaptıktan sonra KBB hekimine “Bakın alçak frekanslarda işitme kaybı var, bunun bu şekilde kulak kalıbı daha uygun olur çünkü buradaki sesleri amplifiye eder ama yüksek frekansları kısmaz” gibi hastanın işitme testine bağlı kalarak, hastanın şikayetlerine göre bir model yapabilirsiniz ama bu da çok zor tabii. 


Yağmur TAMBOVA: Yani sürece o noktada da dahil olabiliyoruz aslında. 


Meral Didem TÜRKYILMAZ: Evet, ayrıca hastayı da süreç ile ilgili bilgilendirmelisiniz. Hastaya diyeceksiniz ki “Bunlara çok dikkat et cihazı alırken, daha sonra temel programın yapılsın. Birkaç hafta sonra daha spesifik bir program ayarlaması yapılacak, onlara dikkat et. Sana bunların yapılması gerekiyor. Cihazın temizliği bakımı da anlatılmalı sana. Altı ayda bir kontrole geleceksin, cihazına dikkat edeceksin, kulak temizliğine dikkat edeceksin. Her altı ayda bir geldiğinde mutlaka kulak burun boğaz hekimine de gideceksin odyoloji testi ile beraber.” şeklinde. Bunları hastaya devamlı sizin anlatmanız gerekiyor ki hasta ne yapması gerektiğini bilsin. Bir de hangi durumda ne ile karşılaşacağını bilsin. Bir de biz ağırlıklı olarak odyolog olan yerlere mutlaka yönlendiriyoruz. 


Azra SİVARİ: Özellikle çocukluk çağında cihaz kullanan hastaların yaşıtları arasında zorluk yaşamaması için ne gibi önlemler alınabilir?


Meral Didem TÜRKYILMAZ: Evet, akran zorbalığı ne yazık ki çok fazla. Peki önlem olarak neler alınabilir? Öğretmenlerle sıkı ilişkiler kurulabilir. Bizim burada eğitim alanında çalışan hocalarımız var: Filiz hocamız, Esra hocamız, Burcu hocamız. Onlar da öğretmenlerle devamlı iletişim halinde ama tabii her çocuk için değil. Daha problemli olan, ek bir problemi olan ya da “Bu işitme kayıplı bir çocuk ve işitme cihazı kullanıyor” diye özellikle belirtilmesi gereken durumlarda kendileri iletişime geçiyorlar öğretmenleriyle. Öğretmenleri; öğretmen, aile, çocuk ve eğitimcisiyle beraber bir grup oluşturuyorlar. Bunlara biraz dikkat edilmesi gerekiyor ki öğretmen de ona göre diğer çocuklara belirtebilsin bu tarz durumları. Yani onun yaşadığı zorluklar nelerdir, “Arkadaşlar şu arkadaşınızın gürültüde ayırt etme problemi var, beden eğitimi salonunda toplarla beraber konuşulanları ayırt etme problemi var.” gibi. Mesela “Yemekhane sırasında işitme engelli çocuğun öne geçmesi gerekiyor çünkü konuşulanları ayırt etme problemi var.” gibi öğretmeni bilgilendirebilecek belki bir broşür gibi şeyler hazırlanarak verilebilir -ki buradaki arkadaşlarımız bunu yapıyor. Siz de odyolog olarak atandığınızda rehabilitasyon alanında size öğretilenler ışığında bunları hazırlayıp oradaki öğretmenle iletişime geçebilirsiniz. 


Azra SİVARİ: Yapılması gerekiyor bence de. 


Meral Didem TÜRKYILMAZ: Evet, burada yani Hacettepe Üniversitesinde geçiyorlar. Ama tabii bir odyologun tek başına bunu gerçekleştirebilmesi çok zor.


Azra SİVARİ: Konjenital işitme kaybının tespitinde ve erken müdahalesindeki en önemli basamak yenidoğan işitme taramasıdır desek yanılmayız sanırım. Peki, sizce ülkemizde bu konu ile ilgili farkındalık ne durumda? Yenidoğan işitme taramasının öneminden ve süreçten biraz bahsedebilir misiniz?


Meral Didem TÜRKYILMAZ: Yenidoğan işitme taramasını ilk kez Hacettepe Üniversitesinde hayata geçiren grubun içerisindeydim ben de. 2014 yılında Sağlık Bakanlığı ile beraber çok sistematik bir şekilde uygulanmaya başladı ama normalde 2004-2005 yılında Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Hacettepe Üniversitesindeki protokolle beraber başlamıştı. İlk doğum hastanesi ve biz beraber çalışıyorduk o dönem. Referans merkezi yoktu, sadece tarama merkezi vardı ve biz birçok yere gidip eğitim veriyorduk tarama yapacak olan kişilere. O zaman odyolog yoktu odyometrist sayısı da çok azdı ne yazık ki. Hemşireler ve ebeler yapıyordu taramayı. Taramada görev alacak personel Sağlık Bakanlığı tarafından eğitiliyor, bu konuda hiçbir problem yok zaten. Tarama da belirli bir eğitimden geçtikten sonra herkesin yapabileceği bir sistem. Çünkü bütün taramalar o şekilde yapılıyor ve genellikle çocukla ilgilenen kısımlarda, kadın doğum kliniklerinde ya da çocuk hastanelerinde tarama merkezlerinin olması lazım ama o dönemde, yenidoğan işitme taraması ilk çıktığında odyoloji kliniği bizde olduğu için bebekler bize geliyordu. Şimdi kadın doğum servislerinde ya da çocuk servislerinde mutlaka bir oda oluyor, ben onu gördüm. Hastanelerin durumuna göre değişiklik gösteriyor; orada sorumlu olan ebe, hemşire, odyometrist ya da odyolog taramayı yapıyor ve kayda giriyor. Yenidoğan işitme taramalarının en büyük problemi kaydın girilmemesiydi. 

Biz o dönem çok büyük problemler yaşadık ama bu problemler yavaş yavaş azaldı. Sonra referans merkezleri ortaya çıktı tanıdan sonra taramadan kalan bebeklerin takip edilmesi için. Referans merkezlerin artması ile artık neredeyse her ilde birkaç tane referans merkez var. İşler çok daha rahatladı, eskiden gözden kaçan bebek çok oluyordu yeni doğan taramasında ama şimdi neredeyse çok az. Fakat yine de dikkat edilmesi gereken bir nokta. Yenidoğan işitme taramasından kalan bebeklerin ya da işiten bebeklerin raporlandırılması, sisteme girilmesi, kalan bebeklerin de takip sürecinde referans merkezlerindeki ekipmanların doğru çalışması, kalibrasyonlarının yapılması ve doğru izlemlerin yapılması gerekli. 

Yenidoğan işitme taraması gerçekten şu an çok çok iyi gidiyor, taramadan kalan bebekler devamlı referans merkezlerinde, artı olarak yenidoğan işitme merkezleri ile beraber okul taramaları da başladı yine halk sağlığı kapsamında. Pandemi öncesi başlamıştı bu uygulama, pilot okullar seçilmişti ve pilot okullardan bize geliyordu çocuklar. Pandemi ile beraber bu süreç biraz bekledi ama şimdi tekrar başlamış sanırım. Birkaç yıl içerisinde yenidoğan işitme taramaları gibi okuldaki taramalar da artık sistematik bir hale gelecek.


Yağmur TAMBOVA: Geriatrik popülasyon, toplumda işitme kaybının sıkça gözlemlediğimiz önemli bir kısmı. Erken teşhis ve tedavinin oldukça önemli olduğu bu vakalar için ülkemizde uygulanan bir tarama protokolü var mı?  Bu işler Dünyada nasıl işliyor?


Meral Didem TÜRKYILMAZ: Dünya Sağlık Örgütü 2050 yılında 2,5 milyar insanın farklı derecelerde işitme sorunu yaşayacağı düşünüyor ve bunların çoğu da presbiakuzi, yani yaşa bağlı işitme kayıpları ile ilişkili. Dünya Sağlık Örgütü, American Academy of Audiology, British Society of Audiology, Yeni Zelanda Odyoloji Grubu ve bizler de (bizler tabii dünya standartlarında değiliz ama olmaya çalışacağız) geriatrik işitme taraması, işitme kaybı ile demansın ilişkisi, işitme kaybı ile Alzheimer arasındaki ilişkiyi vurguluyoruz. Çok prestijli dergilerde yayınlanıyor bu çalışmalar, kanıtlar sunuluyor, raporlar hazırlanıyor ama ne yazık ki hiçbir dünya ülkesinde geriatrik işitme taramaları uygulanmıyor veya Dünya Sağlık Örgütünün raporunda “geriatrik işitme taramaları yapılmalıdır” ya da “yapıldığı şu ülkelerde şu sonuçlar elde edilmiştir” diye bir rapor yok. Yani herkes bunu destekliyor ama geriatrik işitme taramaları hiçbir yerde başlamış durumda değil. Bu konuda İngiltere çok azimliydi, geriatrik işitme taramaları yapılsın diye çok çaba gösterdi ama bana öyle geliyor ki ekonomik problemler, ekonomik kaygılar nedeniyle bildiğim kadarıyla şu an hiçbir ülkede yok. Herkes yapılsın diyor ama yapamıyor.


Yağmur TAMBOVA: Çok büyük de bir popülasyon aslında. Taramalara nereden başlanabilir? 


Meral Didem TÜRKYILMAZ: Bence başta bakımevlerinden başlanabilir. Avrupa'da bu konunun çok fazla üzerinde durulmasının nedeni de o, Avrupa'da çok fazla bakımevi ve huzurevi var, buralarda kalan çok fazla yaşlı birey var. Bu yüzden oralarda tarama yapılsın istiyorlar. Biz de dernek olarak bahar döneminde böyle bir etkinlik gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Birkaç huzurevinde hem işitme hem de ergoterapistler ile birlikte bilişsel taramalarımız başlayacak.  


Azra SİVARİ: Özellikle son senelerde demansla işitme kaybı bağlantısında çok çalışma olduğunu görüyorum…


Meral Didem TÜRKYILMAZ: Evet, işitme kaybı ile demans arasında çok büyük bir ilişki var. Bunların en büyüğü zihinsel ve bilişsel fonksiyon problemi. Bu tip hastalar eğer işitme cihazı kullanmazsa işitme duyuları azalacak, ilgili merkezlerdeki hücreler sağlam da olsa fonksiyonelliğini yitirmeye başlayacak. Hal böyle olunca duyamadıkları zaman ya da ilgilenmedikleri zaman ne olacak? İşitsel hafıza da başlayacak kaynaklarını tüketmeye, dikkat süreci azalacak ve kişi dinlemeye başladıkça o kaynaklar da kendilerini tüketmeye başlayacak. Böylece kişi kendini içe kapatacak, sosyal ortamlardan çekilecek ve sonra bir bakmışsın ki demans meydana gelmiş. İlerleyen dönemlerde Alzheimer’a bir gidişat olacak. Bu nedenle mutlaka işitme cihazı en erken dönemde takılmalı, 30 desibelde bir işitme kaybı olsa bile takılmalı.


Azra SİVARİ: Odyolojik değerlendirmede kullanılan tipik test bataryası saf ses odyometrisi, konuşma odyometrisi ve immitans-impedans ölçümlerinden oluşmakta; hastalar da daha çok bu testlere aşinalar. Ancak kullandığımız daha ileri test teknikleri de var. Bunlar hakkında bize kısaca bilgi verebilir misiniz?


Meral Didem TÜRKYILMAZ: Evet, bulunduğunuz yerlerde standart bir odyometri var ve odyometri içerisinde saf ses ve konuşma testleri yapabilirsiniz ama onun dışında retrokoklear patolojilerin tayininde kullanılan testler var. Bu testler odyometrede başka hiçbir ekipmana ve sisteme ihtiyaç duymaksızın bulunuyor. Bu noktada onları yapmanız lazım. En basitinden Interacoustics marka cihazların içerisinde ya da GSI odyometresinin içerisinde kullanılan Difference Limen (DL) testi var. Arkasından işitsel işlemlemede kullandığımız beyin sapını değerlendiren Masking Level Difference (MLD) testi var.


Yağmur TAMBOVA: Peki bu testlerin hepsini kullanabiliyor muyuz?


Meral Didem TÜRKYILMAZ: Evet, kullanabiliyoruz. Eski odyometrelerin hepsinde var, Otosuite gibi yeni odyometrelerde de var. Diğer testler de var Bekesy testi var, Tone Decay testi var… Hepsini kullanabilirsiniz. Yeni gelişen odyometrelerde birçok testin olduğunu biliyorum ama bunların bir kısmını modül modül yapmışlar, o şekilde kullanmanız lazım. Bizde nasıl Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan SUT protokolleri varsa Almanya’da da Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulan komisyonda mutlaka işitme cihazı kullanımı veya implantasyon öncesinde ve sonrasında gürültüde konuşmayı ayırt etme testlerinin kullanılmasını şart koşmuşlar. Gürültüde konuşmayı ayırt etme testlerinin mutlaka kullanılması lazım, lokalizasyon testlerinin kullanılması lazım -ki çok önemli testlerden biridir. 

İşitsel işlemleme becerilerinin değerlendirilmesini içeren, dile bağımlı olmayan testlerin kullanılmasını öneriyorum çünkü dile bağımlı olunca iş biraz daha zorlaşıyor. Bu açıdan Türkiye’deki testlerin sayısı çok az ama daha akustik özelliklere bağımlı testlerin, örneğin temporal pattern testlerinin, dikotik testlerin kullanılması çok çok önemli. Sonuç olarak işitsel işlemleme becerilerini değerlendiren testleri mutlaka öneriyorum ama olmazsa olmazımız gürültüde konuşmayı ayırt etme testleridir.


Yağmur TAMBOVA: Vestibüler patolojisi, yani denge problemi olan hastalardaki teşhis ve tedavi sürecinin işleyişinden kısaca bahseder misiniz? Bu süreçlerde ne gibi ekipmanlar kullanılıyor?


Meral Didem TÜRKYILMAZ: Denge problemleri deyince tabi sadece denge problemleri değil, vestibüler problemler diye bakmak lazım. Vestibüler; hem iç kulağa ilgilendiren, iç kulakta problem yaratan hastalıklar hem de denge problemleri anlamına geliyor. Ki bu hastalıklar da periferik ve santral olarak ayrılıyor. Periferik hastalıklar ağırlıkla semisirküler kanalları ve otolit organları ilgilendiriyor. Santral hastalıklar da ağırlıklı olarak periferden gelen bilgileri alarak postürünüzün kontrolünü sağlayan reflekslerle ilgili kısımları etkiliyor. Periferik ve santral temelli vestibüler hastalıkların ayırt edilmesinde, değerlendirilmesinde ya da denge ile ilgili problemlerin tanısında kullanabileceğimiz birçok sistem ve egzersiz programı yer almakta. Birkaçından bahsedelim. Örneğin vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller, kısa adıyla VEMP. Özellikle boyun veya göz kaslarının yüksek şiddetteki akustik uyarılara verdiği cevabın kaydedildiği elektrofizyolojik ölçümlerdir. Bir diğeri video baş savunma testi ya da vHIT, baş hareketlerine cevap olarak oluşan vestibülooküler refleksin kaydedilmesidir. Bu da kliniklerde sık kullanılıyor. Başka bir test de videonistagmografi testi, yani VNG. Bu uygulama da özellikle göz hareketlerini değerlendiren bir test aracı. Bu üç test de kliniklerde şu an sıklıkla kullanılıyor.  

Multidisipliner ya da translasyonel çalışmalar deyince hepimizin kullanabileceği sistemler ya da farklı alanlardan birçok profesyonelin karar verebileceği bir hastaya farklı bakış açısıyla yardımcı olabileceğimiz sağlık sistemleri geliyor. Örneğin biz odyologlar, fizyoterapistler ve ergoterapistlerle sıklıkla çalışıyoruz. Herkesin bakış açısı, hastaya yardımcı olacağı alanlar farklı. Yani herkes kendi meslek dalının getirisi dahilinde bir bakış açısı getiriyor. Bunlar sonucunda da iyi bir multidispliner çalışma örneği sergilenmiş oluyor. Bunlardan bir tanesi de postürografi. Bilgisayarlı dinamik ve statik postürografi uygulamaları var. Postural hareket duyusu ön kaybı sersemleme ve dengesizlik şikayetleriyle ortaya çıkan postural dengesizliğin değerlendirilmesinde ve rehabilitasyonunda kullanılan çok büyük bir sistem postürografi. Dinamik postürografinin içerisinde birçok farklı şekillerde oluşan terapi programları da mevcut. Hastanın durumuna göre hem dinamik hem de statik postürografi terapi uygulanabiliyor.  

Bunun dışında vestibüler rehabilitasyon açısından klinik ortamlarda uygulayabileceğiniz birçok egzersiz ve manevra bulunmakla beraber yine dinamik postürografi içerisinde kullanabileceğiniz çok güzel terapi programları da bulunmakta. Ama burada dikkat edeceğimiz şey şu: İç kulak hastalıklarında mutlaka hekim kontrolünde, hekimin tanısı alınarak, kulağın durumunu bilerek hastaya yaklaşmak gerekiyor. Ardından biz odyologlar rutin odyolojik testleri uyguladıktan sonra denge ile ilgili testleri ya da vestibüler sistemi değerlendiren testleri yaparak tanının konmasına yardımcı olabiliriz. Sonrasında uygun medikal tedavi, ardından da medikal tedavi ile beraber vestibüler rehabilitasyon ya da sadece vestibüler rehabilitasyon önerilebiliyor hastalara.  



Yağmur TAMBOVA: Teknolojinin odyoloji alanındaki rolü nedir? İleri teknolojinin odyolojik teşhis ve tedavi süreçlerine etkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?


Meral Didem TÜRKYILMAZ: Arkadaşlar buradaki en büyük gelişme otomatik odyometrelerin çıkması. 1970’li yıllarda Bekesy odyometrisi çıkmıştı ve o dönem çok kullanıldı, şimdi de geri geldi. Bekesy odyometresi bildiğiniz otomatik odyometre, yani uzman niteliğinde ve artık Avrupa’nın birçok yerinde kullanılıyor. Tabii ki odyolog burada ne yapacak diye soruyorsunuz. Odyologun görevi, bu programların içerisinde yerini alması ve bir mühendisle çalışması. Mesela bir işitme testi kurgulanacaksa saf ses tonların olması, ara seslerin olması, konuşma testlerinde hangi tip gürültü kullanılacağına karar verilmesi odyologun görevi. Tek konuşmacılı mı yoksa birden çok konuşmacılı mı gürültü lazım, hangisi daha çok maskeleyici? Bir mühendis bunu bilmez; mühendis arayüzü yaratır, kurguyu yaratır ama bu kurgunun yaratılmasındaki kişi klinik deneyimi olan odyologdur. Odyologun mühendisle beraber çalışması bu yüzden çok önemli. Odyologların buradaki görevi bu modüllerin gerçekleşmesine yardımcı olmak. Bence teknolojinin mutlaka olması gerekiyor, teknolojiden kaçamıyoruz. Yani ben hala mavi ve kırmızı kalemle test yapmak istemiyorum, enerjimi başka şeylere harcamak istiyorum, benim bakış açım bu. Tabii ki teknolojinin gelişmesine yardımcı olacak olan da odyologun deneyimi ve bilgisi.


Yağmur TAMBOVA: Yapay zekanın gelişimiyle birlikte zaten birçok meslek grubunda artık bilgisayarlar yerimizi alıyor ve açıkçası bir bilgisayarın benim yerimi alabilecek olması beni korkutuyor. 


Meral Didem TÜRKYILMAZ: Hiç korkma ama devamlı olarak çalışman lazım. Odyologların kendilerini geliştirmesi lazım. Klinikte 2024 yılında hala kâğıt kalem kullanılarak test yapılması gerçekten çok uygun değil çünkü Avrupa bunu aştı, Avrupa şimdilerde Computational Audiology kullanıyor. Computational Audiology 1980’li yıllarda gelişen bir yapay zekâ ama 2000’li yıllardan sonra teknolojinin de gelişmesiyle birlikte had safhada. İşitme cihazlarının programlanmasında koklear implant programlanmasında, odyometrelerin programlanmasında, otomatik odyometrelerde… Şu an inanılmaz bir halde ve buna bir bilim haline getirdiler Computational Audiology diye, ben de ona üye oldum. Odyoloji Ulusal Kongresinde de Computational Audiology ile ilgili bir konu konuşulacak ve oraya bir konuşmacı getirmeyi planlıyoruz.  

Bence Computation Audiology şirketi üyesi olun, mesela bunun en büyük örnek kişisi Jan-Willem Wasmann. Kendisi fizikçi sanırım ve devamlı olarak, düzenli bir şekilde toplantılar yapıyor. Computation Audiology kapsamında yapay zekanın odyolojiye uyarlanmasına yönelik odyometrelerden tutun işitme cihazına kadar, koklear implant programlanması ve daha birçok şeyin simülasyonları yaratılıyor. Koklear implant kullanıcılarının nasıl duyduklarını simüle ediyorlar, işitme cihazlarının çiplerinin düzenlenmesinde rol alıyorlar. Her yerde varlar. Kısacası çok değerli çalışmalar mevcut ve bunları takip edin. Burada fizikçiler, biyofizikçiler, mühendisler, nörologlar, nörofizyologlar ve sağlıkçılar çalışıyor. Beraber çalışılan bir alan ve amaçları çok daha yaratıcı şekilde insanlara yardımcı olmak.


Azra SİVARİ: Peki sizce Türkiye bunun neresinde?


Meral Didem TÜRKYILMAZ: Bizim mühendislerimizin buna çevrilmesi lazım, bu alanda çalışan bir mühendisliğin, bir fizyoloji alanının olması gerekiyor. İşitme fizyolojisi üzerine çalışılmıyor, biyoloji hiçbir şekilde işitme alanında çalışmıyor. Bu yüzden temel bilimlerde odyoloji çalışan insanların artması lazım, mühendisliklerin de artması gerekiyor. Bu birazcık zaman alacak gibi ama bence olur çünkü neden olmasın? Sağlık alanında çok iyiyiz. 

Bir de auditory processing, yani işitsel işlemlemeye yönelik çalışmalar artık çok fazla yapılmıyor. İlgi biraz daha konuşmanın işlemlemesine kayıyor. Google’ın konuşarak yazma özelliği gibi teknolojilerin gelişmesinin en büyük ayağı da speech processing. Bu yüzden işitme biraz daha arka planda kaldı ama bu alandaki teknolojik gelişmelerle birlikte işitsel işlemlemelere yönelik girişmeler de artacaktır.


Azra SİVARİ: Alandaki araştırma trendlerinden biraz bahsedebilir misiniz? Son zamanlarda araştırmacıların ilgisini daha çok hangi konular çekiyor, hangi alanda daha fazla araştırmaya ihtiyaç var?


Meral Didem TÜRKYILMAZ: İlk olarak Computational Audiology çok fazla dikkat çekiyor söylediğim gibi. Çok fazla üyesi var, bir yandan herkes bu konuyla alakalı çalışıyor. Yalnız Computation Audiology ile ilgili en büyük eksiklik klinik aktarım, uygulayıcıların bu konuda çok dikkatli olması gerekiyor. Bu alanda hem klinikçilerin hem de teknolojik ve bilimsel ekibin beraber çalışması lazım. 

Diğer bir trend de konuşma işlemcileri. Odyologlar olarak iletişimi biz hep alıcı tarafta düşünürüz ama şu an tam tersini düşünün. Yani esas iletişimi sağlayan kişiyi nasıl düzeltebilirsiniz? Karşında felçli olan, fonolojik problemi olan, akıcı konuşma bozukluğu olan, afazisi olan bir bireyi dinlerken benim yaşadığım güçlükler neler? Sistem şimdi buna evrildi. Mesela çok hızlı konuşan, kakafonik bir bireyi dinlerken ben nasıl zorluk çekiyorum, ne kadar efor harcıyorum? Buna yönelik çalışabilirsiniz. Sistem tamamen tersine çevrildi, derste anlattığımız konuşma zincirinde iki kişi vardır ya sesin esas kaynağı ve sesi alan kişi. Sesi alan kişiden çok ses sağlayıcısının da değerlendirilmesi gerekiyor. Çalışmalar daha çok elektroensefalografi (EEG) üzerine çevrildi. İşitsel uyarılmış potansiyeller eskiden çok çalışıyordu ama artık işitsel EEG, dinleme eforu, yapay zekâ çok çalışılıyor ve de speech processing hız kazandı. Odyologlar olarak sizlerin dinleme, anlama, kavrama gibi alanlarda destek olabilmemiz çok çok önemli.


Konuşmacılar: 

  • Prof. Dr. Meral Didem TÜRKYILMAZ (Hacettepe Üniversitesi, Odyoloji Anabilim Dalı)

  • Yağmur TAMBOVA (Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Odyoloji Bölümü öğrencisi)

  • Azra SİVARİ (Hacettepe Üniversitesi, Odyoloji Bölümü öğrencisi)


Röportaj Hazırlık ve Düzenleme Ekibi:

  • Aysima TURAN (Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Tıp Fakültesi öğrencisi) 

  • Azra KARA (Ankara Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi öğrencisi) 

  • Betül SÖNMEZ (Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Ergoterapi Bölümü öğrencisi) 

  • Buse ŞAHİN (Ankara Üniversitesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğrencisi) 

  • Büşra AÇIKGÖZ (İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, öğrencisi)    

  • Gizem YILMAZ (Çukurova Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi öğrencisi) 

  • Gözde Melek ÇETİN (Ankara Üniversitesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğrencisi)

  • Samed YAŞAR (Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi öğrencisi)  

  • Serenay ÇETİN (Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Yönetimi Bölümü öğrencisi) 

  • Simay YAVUZ (Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Ergoterapi Bölümü öğrencisi)

 
 
 
bottom of page